Şen Haramiler

23_05_2009

Engin Diyemoğlu’nun ellerine sağlık… İlk diyeceğim bu. Aylar sonra tekrar oturup, toplandık. Şahane oldu. Özlemişim çok.

Oyunun değerlendirmesine gelince. Sanırım bugüne kadar oynadığımız en yorucu oyun buydu. Saatler sürdü kombatlarımız. Karşımızda ne vursak alan donuz gribi arkadaşlar yıkılmak bilmedi. Valost bile-ki bilirsiniz dayak atmaktan da yemekten de yorulmaz- yoruldu. Kılıç tutan elleri nasır oldu, elleri kan içinde kaldı…

Işıklı taşı oraya atıp sonra da iz aramak aptalcaydı kabul ediyorum ama Valost’un orada yapabileceği başka bir şey yoktu, inanın arkadaşlar. Aylar sonra ormana dönüp fantastik kuntastik olaylarla karşılaşınca mecburen müdahil olmak zorunda kaldım. Orada da işler çok uzadı. Latron gibi bence biz de erkenden kaçmalıydık, bu kadar geç kalmamalıydık… Üstelik risk de ortadaydı, bu adamlar ısırıyo arkadaşım, ısırınca bize de bulaştırıcaklar… Ubor’un web’i sağolsun büyük bi kısmını orada tutmuş olsak da üzerimize gelenler hepimizi baya ısırmaya yetti. Ve farkına bile varmamışız. Kaleye giderken Engin’in söylediği hitpointlerimize göre caleb ve ben vitality pointlerimizin yarısını kaybetmişiz…

Grup olarak bence hatalı davrandık. Ben kaçmamız gerektiğini fark edip bikaç kere seslendim size. latron ufaktan uzadı gitti. Ubor’u ağaca çekme çabam başarısız olsa da sonuçta o bir şekilde halletti bu işi. ordan ben de ağaca tırmanıp onu daha yukarı alacakken geri atladı ama. caleb de dövüşü bırakmak bilmedi. şimdi karakter yapısı olarak, bildiğiniz üzere normalde valost bir combatı bırakıp gitmez. ama gitmesi gerekiyor, ölücek çünkü orada. ama sonuçta arkadaşlarını da orada bırakıp gitmez, o yüzden dövüşmeye devam ediyor. sonuçta burda, caleb ve ubor’a “niye öyle ettiniz” diyecek değilim. Herkes kendi adamını oynatıyor. tek dediğim grup olarak hatalı davrandığımızdı. aynı anda hareket etmeyi başaramadık. belki ben daha ısrarcı olmalıydım ya da latron gibi gitmeliydim. ya da ubor ve caleb bana kulak verip, bana inanıp peşimden gelmeliydi. ama bir şekilde iletişim kuramadık. bu grup olarak yaptığımız bir hataydı. Fakat, oyunun heyecanını ve gidişatını etkileyen daha büyük bir hata yaptık, hem de sadece grup olarak değil dm’le beraber, hep beraber yaptık. mantık olarak uygulanması çok zor olsa da, latron yanımızdan ayrıldıktan sonra mert odadan çıkmalıydı. dönüşümlü olarak bir şekilde yer değiştirmeliydik. oyun alanından çıkıp dışarıda beklemenin çok sıkıcı olduğunu biliyorum. hepimiz biliyoruz. ama bugüne kadar hep olması gerektiği gibi davrandık, bu oyunda da davranmalıydık.

Sonuçta ekibimizin dövüşteki en zayıf üyesi combat alanından kaybolup gidiyor. orman manyak dolu, her köşeden hasta adamlar çıkıyor fakat biz orada dövüşmeye devam ediyoruz. bard gitmiş, şarkısı artık duyulmuyor. normalde “vay anam” diyip yana döne onu aramamız gerekirken hala oyalanıyoruz. çünkü biz onun iyi olduğunu, o bizim iyi olduğumuzu biliyor. biz dövüşe devam ediyoruz. o da orada saklanıyor. iki tarafta bilmemesi gerektiği halde birbirinin bir şekilde idare ettiğini biliyor. sonuçlarının nasıl olacağını bildiğimden ya da tahmin ettiğimden yazmıyorum bunları. belki her şey daha kötü olacaktı. belki kaybolacaktık. belki ikişerli gruplar olarak yola devam edecek, birbirimizi arayacaktık. ya da her şey çok daha güzel olacaktı. bilemem. ama olması gereken grup dağıldıysa, o şartlar altında bizim de dağılmamızdı. dönüşümlü olarak devam edecektik ya da hemen peşinden gidecektik.

bu durumun zor idare edilceğini, hem dm’e hem oyunculara bir parça eziyet olduğunu biliyorum. ama taleg’in hatırlattığı, tüm bunlara neden olan maceraların başında; valost, ubor ve killy bir zindanda apayrı yerlere gönderilmiş, uzun bir süre tekrar birbirlerini bulmak için uğraşmışlardı. hatta valost, ubor’u kurtarayım derken, 30 metrelerden sulara düşüp kaportayı dağıtmıştı ama mükemmel zevkli bir oyun oynamıştık…

tabi bahsettiğim burda, can hastalandı, gitsin arkada otursun değil. zaten oyunun yarısında ıskartaya çıkmış birini gruptan ayırmak vicdansızlık olur. burdan da o konuya geçeyim bari. can için muhtemelen yorucu olduğu kadar sıkıcı bir oyun oldu sanırım. gerçekten oyunun yarısından sonrasını deli manyak olarak geçirdi. parmaklıkları açıp geldiği andan onu bayıltana kadar olan zamanda hepimiz eğlendik(en çok kim acaba? latron?) ama kapıya dayanan otuz adama karşı arkadaşları çanakkale geçilmezi oynarken onun ağzı gözü bağlı, toprağa gömülü olarak bi mahzende oturması komik olmasından çok trajikti. combatlardaki cenabetliğini üstünden atıp fortitude’da sıçması çok fena oldu. ki combat’taki hareketleri inanılmazdı. karşımızdakiler hastalıklı adamlar değil de normal insan olsaydı eğer o combat o kadar sürmezdi. adamların hepsi sıça sıça kaçardı. normal critler, power attack critier, uçan kelleler, kollar, gazyağıyla adam yakmalar, ayaklarından tutup savurup bowling oynar gibi diğerlerini devirmeler, hepsi şahaneydi. umarım bir sonraki oyunda sağlığına kavuşur, kendine dikkat eder ben de sırt çantamdaki ip, zincir, kanca ve kürekleri atabilirim artık. ağırlık yapıyo

benim içinse çok enterasan bi oyundu… duygusal anlar yaşadım. öldüğünü sandığım ranger arkadaşım golan’ın ölümünü ve parçalanışını gözlerimle izledim… belki de o dövüşte, zamanında yanyana dövüştüğüm ranger arkadaşlarımı kestim. ubor hatırlar, o zamanlar bize göre büyük bir kahraman olan, kolunu kaybedişine şahit olduğumuz taleg’in perişan halini gözlerimle gördüm. bir mağara dolusu gnarley forest ranger’inin sonu gözlerimin önüne geldi. artık hepsi delirmeye başlamadan önce taleg girişleri kapatıcak ve kendisiyle beraber dostlarını yakıcak…

ve son olarak, bugüne kadar bizim için canını tehlikeye atmaktan çekinmeyen, kahramanlıkta “şen haramiler”den aşağı kalmayan, can yoldaşım kurt için, üç kere!!!

Comments

caleb_quanthar

I'm sorry, but we no longer support this web browser. Please upgrade your browser or install Chrome or Firefox to enjoy the full functionality of this site.