Şen Haramiler

13_12_2008

oyun nerdeyse tamamen combat oldu… ekip olarak da altından kalktık hepsinin… alnımızın akıyla hakkaten sabahtan akşama kadar dövüştük… ubor ve latron’un büyüleri bitmesine ve combat’ta yapacakları sınırlı olmasına rağmen bence onlar da şahane dövüştü…

bi kere ubor’un diğer büyücüler gibi arkada kalmayıp kendini meydanlara atması aslında caleb ve valost için de büyük avantaj… tabi kendi hp’nin yüksek olması da bu konuda bi rahatlık sağlıyo… etrafımız çevrilmesine, aynı anda bikaç adamla dövüşmek zorunda kalmamıza engel oldu sağolsun… ayrıca biz aşağıdaki çukurda, o yukarıdayken elemanın büyü yapmasını da süper bi şekilde engelledi, baştan latron’la beraber sonra tek başına… bi de çukura atsaydı adamı tam olacaktı…

ayrıca latron’un “şahlanıyor” türküsünün artıları da süper faydalıydı… sonuçta ben iki elde iki kılıçla dövüşürken caleb kadar artı almıyorum “to hit”e… hem vurmamı kolaylaştırdı hem de damage’lara da artı verdi… oklarıyla da yine can almasını bildi… o da enterasan bi şey… ben bakıyorum paşaya, yanında olduğum için görüyom zorlarını genelde yüksek atıyo…

o yüzden daha çok ubor diyodu, bi işe yaramadım ya, büyülerim bitti diye… bence süperdi ubor ve latron… combat’ta da faydaları tartışılmaz bi gerçek…

caleb bey ise cenabetti biraz bu oyunda… ogreye tırmanma hareketi hakkaten şahaneydi ama yerlere düşüp ondan sonra da kılıcı taşlara vurması biraz çizdi karizmasını sanki ogreyle bi ara hakkaten teke tek dövüştüm sanki

ama sonuçta caleb’in şöyle bi durumu var, az ama öz vuruyo… adamı osurtturuyo vurdumu… baya baya adam yamulttuk sırt sırta…

bi de bi tanecik kurdum “ubor” da pek becerikliydi sanki bu oyunda… hem kritikal yaptı bi elemana hem de adamları sürekli triple düşürdü yerlere… yere düşürmek büyük avantaj sağladı bize… kalkan adama çata çuta vurduk… baya bi vurma fırsatı aldık combatlarda…

bi de tabi geçen oyunda da müfettiş combatında olduğu gibi bu oyunda da sanki kritik vuruşlar harbiden kritikti… çukurdaki adamların ve ogrenin aldıkları critler sayesinde daha kolay indirdik engin beyin değerli npclerini

son olarak; yukarıda üçünüz bi dandik büyücüyü tutmaya çalışırken ben aşağıda kurdumla can pazarındaydım, onu da unutmadım… ulan illa ölmek üzere olmam mı lazım caleb’in atlaması için… her turn adama kıpırdama diyonuz, o da oyalıyo sizi tamam kıpırdamam diye… götümü kesiyolardı çukurda

neyse sonuçta caleb’in yardımlarıyla kurtardık bi şekilde… bi de o ibneler keserlerdi kafamı bayıldıktan sonra… kader puanımı kullanıp oyuna ubor’un çantasında kelle olarak devam ederdim…

bence hakkaten şahane bi oyundu… yorulduk ama değdi… ayrıca boş combatta yapmadık, quest’imiz de ilerledik, yol aldık…

şehirde ya da şehir yollarında bizi ne bekliyo bilemiyorum ama heyecanlıyım bi sonraki oyun için…

selen hanım sadece muhteşem bi macera değil, bol exp ve keselerce altın kaçırdı sanırım… devam maceramızda telafi eder işallah

View
22_11_2008

bence çok güzel oldu yine oyun. valost ve keyla’nın gelişi süper renk kattı (5 kişilik oyun 3 kişilik oyuna göre ister istemez biraz hengame olsa da).

girişi, gelişmesi, sonucu, ana olayı, yan olayları, temposu, combatı, araştırması, diyaloğu genel olarak iyi gitti bence. bir yanda bebeğin ruhunu kurtarmak için şeytanlarla meleklerle pazarlıklar, bir yanda zoraki düğün, bir yanda paladinlere goygoylar, bir yanda müfettiş öldürmeler : ) çok dengeli, ince bir çizgide gidiyor grup : )

bir de sorunlara bulduğunuz çözümler çok yaratıcı ve zevkliydi bence. oyunun sonunda gelinen nokta, hem bebek olayı, hem düğün olayı, hem de garip gelecek belki ama müfettiş (eraldo coil) olayı benim tahmin ettiğimden çok farklı oldu. güzel de oldu öyle olması.

ubor’un çılgın kader puanı kullanımları da oyuna damgasını vurdu : ) bekliyodum barışın bununla deli bir şeyler yapacağını. üçüncüyü de kullanıyordu az daha da beynine yediği kılıçla büyüyü yapamayınca otomatikman gerek kalmadı. valost da son anda (müfettişin sonunu hazırlayan) kritik bir kader puanı kullandı. bence iyi oldu bu mekaniği oyuna sokmamız. bununla ilgili yorumları ayrıca bekliyorum kader puanları başlığı altında : )

şu şöyle olsa daha iyi olurdu dediğim yerler var tabi (çoğunluğu benimle ilgili) ama genelde çok zevkli oldu bence oyun : )

View
13_09_2009

uuu beybiler… şen haramiler olarak hiç kombatsız, sakin bir oyunu atlattık… dışarıdan sakindi ama içimizde fırtınalar kopuyordu… baya bi role-play ağırlıklı oynadık, bi masa başında oturup, Üzgün Bakire hanının masasında, saatlerce tartıştık… çelişki içindeydik sürekli…

latron amarran’ın meydanlardan halka seslenişi, genci yaşlısı, muhafızı çerçisi herkesi harekete geçirmesi mükemmel oldu… valost’un akıl dolu planına uymaması grubun doğru bi karardı. neymiş gece herkes toplanıp yola çıksın, muhafızlar laf ederse ağızlarını kırarız… hehehhehe… ama asabı çok bozuktu valost’un. bir dostunu daha acı bir şekilde hastalık yüzünden kaybetmişti… kendi elleriyle onu öldürmek zorunda kaldı. duygu yüklü anlar yaşandı. o haliyle hemen muhafızları dövelim deseydiniz gidip döverdi…

“şen haramilerin” haramilikten ziyade “şen” ve “olgun” yüzünü gördü mardin tarlası sakinleri… o kadar itlik serserilik yap, gittiğin her yerde millete kan kustur, mardin tarlasını felaketlerden kurtar… işlemediğimiz hayır, yapmadığımız delikanlılık kalmadı… belki de şen haramiler finale yaklaştıkça olgunlaştı, yaşadıkları olaylar onları dünyaya farklı bir şekilde bakmaya itti…

ubor’un yaşadığı çelişkiler mesela… gerçi yine sinsice çok sevdiği büyücü amcayla haberleşmiş ama olsun, onu yaparken de bi çelişki yaşamıştır heralde… kısa süren ayrılıktan sonra bambaşka bi ubor olarak döndü aramıza, sorumluluk sahibi, düşünceli, eskisinden daha sakin… öyle mi yapsak, böyle mi yapsak diye düşündü durdu… caleb, valost’un ormanı kurtarma derdine destek çıktı. önce o işi halledelim, ormanı kurtaralım, sonra bakarız diğer işlere dedi. daha önce valost’a bu konuda bu şekilde arka çıkmamıştı. valost çok duyglandı o anlarda belli etmese de… “o orman bizim, hepimizin,” diye düşündü… latron da aynı şekilde valost’un yanında yer aldı… ubor’un düştüğü ikilem de zaten kendilerini aşan güçlerin karşısında duyduğu çaresizliği de içeriyordu… o da gidelim dedi… valost da kararını vermişti zaten. arkadaşlarına da güveniyordu, farklı bi yol izleseler bile, kendi ihtiyacı olan şeyi almadan onların harekete geçmeyeceğine inanmıştı…

yola çıktıktan sonra ise beyaz pijamalarıyla karşımıza çıkan “suskunlar” tarikatının konuşkan üyeleri hafif tehditvari bi üslupla ellerimizdeki malları istedi. (bu arada cahillik çok güzel bi şey, tavsiye ederim ) daha önceki oyunlarımızdan birinde olsa zürefanın düşkünü beyaz giyer kış günü, der, dalardık emmilere o laflarından sonra ama “şen haramiler” kısa bi pazarlık sonucunda malları vermeye “he” dedi… dyvers müfettişleri peşimizde; kemiksize posta, hırsızlar loncasına posta, iuz tarikatına posta, uçan kuşa bile posta; şeytanla anlaşmaca, iblis öldürmece; iblisle anlaşmaca, şeytan öldürmeye kamanmaca… e amına koyayım nereye kadar… artık hayat yorgunu olmuşuz kardeşim… bu zavallı ve genç kahramanlarımızın sırtında “suskunlar”ın düşmanlığına yer kalmamıştı artık… o yüzden 1000’er altına verdik gitti malları… (yazının devamını suelce yazıcaktım ama engin abiye ayıp olmasın şimdi… harbiden unuttum lan dilimin altındaki şeyi ) daha büyük güçlerin oyuncağı haline gelen grubumuz, bir iblisi daha öldürüp, hassirak adlı “şeytan”ın “gerçek şeytan” olmasına mı yardımcı olalım yoksa eski dostumuz ve yol arkadaşımız olan “keyla”yı mı öldürelim diye düşünüyor. hatta adam tutup keyla’yı mı öldürtsek diye hesaplar yapıyor… şeytanla anlaşmanın sonuçlarından biri heralde bu… iki ucu boklu değnek filan değil, değneğin kendisi bildiğin bok…

ve…

valost’un bir zamanlar gölgesinde dinlendiği, huzur bulduğu ağaçlar şimdi çürüyor, korkunç bir kötülüğe ev sahipliği yapıyor. bilgeliği ormanda meşhur olan oglais ustaya, insanlar kurban ediliyor; ormanı zehirleyerek yok etmekten bahsediliyor… tanıdığı, sevdiği, saydığı, kardeşi bildiği rangerlar gözlerinin önünde ölüyor, ölüme gidiyor hatta ellerinde can veriyor… son direniş noktası corustaith’te yaşayan annesi ne yapıyor, hayatta mı bilmiyor. ve geçen zamanla birlikte valost’un umutları tükeniyor… o puştun kendisini kazıklayacağını bilmesine rağmen, yine de son görevi yapmak ve bütün gücünü ormanı ve geride kalanları kurtarmak için harcamak zorunda… yalnız ve güzel ormanım gnarley forest… neyse ki bu yolda yalnız değil valost… şen ve harami arkadaşları yanında… kavgalar, şarkılar, türküler, kılıç sesleri, hehehhe

sanki sezon finali yaklaştıkça daha bi tatlı oluyor her şey, daha bi ağırlaşıyor; oyunlar hiç bitmesin istiyor insan… bize bu şahane dünyayı anlatan şahane diyem engin diyemoğlu’na saygılar, sevgiler…

View
02_11_2008

ben: pazardan beri yazacağıdım da anca nasip oldu. oyunun hissiyatı sıcakken yazayım yine de.

herşeyden önce, en geçerli yorum olarak çok zevkli oldu bence oyun. ben çok eğlendim, herkes de çok eğlendi sanıyorum.

2 fire vermiş olsak da kalanlar arası organizasyon süper oldu. zamanında buluştuk, toplaştık, oyuna zamanında başladık, tam da zamanında bitirdik. öngördüğümüz saatten 1 saat kadar geç bitti ama kimse yorulmadı, baymadı, sıkılmadı. 1 saat daha gitsek yorulabilirdik, tam ayarında oldu yani o, güzel oldu.

hülya teyzenin börekleri, barış abinin çayı lezizdi. ellerine sağlık : )

latron amarran (mert), kira rannos (barış) ve caleb (can) için güzel bir background oluşturduk, bu herifler nasıl buluştu, ilişkileri nedir, nerden geliyorlar nereye gidiyorlar şeklinde. volkan ve selen gelseydi, onlar ve can için çok bombastik bi giriş fikrim vardı ama tabi yalan oldu. o yüzden aslında kehri için yazmış olduğum giriş fikrini az modifiye ederek can’ın karakteri caleb’e uyguladık. çok da güzel oldu bence.

oyun latron’un memleketi, halfling köyü elmshire’da geçti. çeşit çeşit halfling dışında bir kaç da rhennee karakter canlandırdım, o da eğlenceli oldu bana.

araştırma/diyalog/combat dengesi de güzeldi bence senaryonun. combatlar özellikle kira ve biraz da caleb için kolay kalsa da 1. level olan latrona giriş macerası olarak tehlike seviyesi ayarlı gibiydi. zaten ben gördüm ki dragon bile çıkarsam latron sağ kalacakmış, ilk hareket olarak aksiyondan 100 metre geri gidip saklanıyor zira : ) ama iyi o, onu da sevdim ben hem roleplay hem taktiksel anlamda.

yine mert, ilk oyunu olmasına rağmen çok iyi canlandırdı karakteri bence. çok daha iyi olacak o belli, süper bir halfling bard yatıyor mert’in içinde, o belli oldu : ) can’ın caleb’i önceki maceralardan bu yana çok eğlenceli bir değişim gösteriyor sanki. o da süper oldu, değişen gelişen karakter. barış zaten deli bir insan, onun karakteri ile ilgili sürprizler yakında ortaya çıkacak gibi.

bir de grubun 3 kişi olmasının çok büyük etkisiyle, herkese görev düştü, rol düştü, herkes yerine göre ayrı ayrı coşturdu. karakterler arası uyum da çok iyi oturdu bence, motivasyonlar, yöntemler anlamında. tıkır tıkır gitti macera.

bir sonraki oyunu 2 ya da maksimum 3 hafta sonra yapıyoruz. 2 kontenjan var, gelmek isteyenleri bekliyoruz. kasarsak 6 kişi de olur ama tadı kaçıyor kalabalıklaştıkça (5 bile fazla aslında, 3-4 ideal).

bu arada bard latron, grubun maceralarının günlüğünü tutuyor (koçum mert!). latron chronicles’i okumaya başlayacağız yakında, çok heyecanlıyım.

daha yazardım ammaaa, bayılanlar oluyor! konuşalım yine burdan olsun, yüzyüze olsun.

can: ellerin dert gormesin dm kardes rhennee yengenin de selamlari var ehehehehe

barış: çok güzel oyun oldu diye hemen belirteyim fikrimi. gerek karakterlerin süper uyumu, gerek enginin dediği gibi herkeze ayrı iş düşmesi durumu çok ayarındaydı. bi de koçum mertin güzel başlangıcını belirtelim tabii. karizmatik bir kişilik olarak konuşmaları yapması, barda güzel performanslar ortaya döküp ahaliyi coşturması, sinsice büyüler yapıp gariban cücenin altına sıçırtması… (ulan mert ne adamsın bre!) sonuç olarak süperdi, combat kısmı bana biraz çerez gelsede devam edelim…

mert: olm şimdi combat kısmı çerez merez diyip engin abiyi gaza getiriceksiniz ondan sonra birinci level halfling halimle kalıcam orkların trollerin arasında. ne kılıç bilirim ne ok bilirim saklanıp duruyorum zaten. sonra arkamdan ağlarsınız. hoş siz o ayı halinizle ağlamazsınızda amonaki. öyle gömüp gidersiniz.

bu arada o cüceye cahil cahil yaptığımız eziyetler hala aklımda. çok inanmıştık onun bi boklar bildiğine. yazık oldu. esas ahçı teyzeye daha yazık olacaktı ama neyse.

dört gözle yeni oyun tarihini bekliyorum. ama muhtemelen haftaya haftasonu (15-16 kasım) Bursa’da olucam ben. Onu şimdiden belirteyim.

ben: combatlar sonraki oyunlarda en iyimser ifadeyle “daha az çerez” olacak, onu söyleyeyim : )

bu arada combatlarda grid ve lego kullanımına ne diyorsunuz? çok pratik olduğu kesin ama (volkan da bu yönde fikir belirttikten sonra) acaba oyunun ruhunu hissiyatını skiyor gibi geliyor mu size diye sormak istiyorum.

bir sonraki oyunu 15-16sında değil bir sonraki hafta yani 21 cuma-23 pazar arası günlerden birinde yapalım. uyuyor mu? 2 hafta var, şimdiden uydurabiliyorsak ne güzel olur.

yeni maceraya girişmeden önce şu kira+caleb+latron üçlüsü olarak bir toplanıp yarım saatlik de olsa bir ara bölüm oynamamız lazım. toplanabiliriz bir yerlerde ya da öyle bir msn toplaşması ile de çözebiliriz. grubun ne yapacağına çok kabaca da olsa bir karar vermesi lazım (ki ben tamamen zorla bir yola sokmayayım grubu bir sonraki maceranın başında). örneğin elinizde bir sürü belge var, kaçakçılık olayını greyhawk’taki bazı isimlere ve örgütlere bağlayan, onu ne yapacaksınız? caleb loncaya dönüp rapor verecek mi?

bir de asıl siz rhennee kampında oturduğunuz sırada sizin dışınızda bir takım gelişmeler olacak ki bir sonraki maceraya girmeden önce onlara nasıl tepki vereceğinizi belirlemekte fayda var.

bir de şey diyeceğim ya, oyunla ilgili : ) bir ara caleb ‘lan ne biçim dövüşüyosunuz böyle mi öğrettim ben size’ tribi yaptı ya, o çok eğlenceliydi bence. latron, kira okumuş yazmış her ski bilen adamlar ama fiziksel dövüşe gelince maymun gibi kalıyolar ya… orada caleb hoca oluyo birden bunlar da çapsızlar ehehe… güzel grup çok güzel : )

barış: ya benim kafamda şöle bi sorun var hemen paylaşayım. şimdi bu güzel kira abiniz ubormetenganın muadili konumunda olduundan benim göt sanırım biraz tehlikede. valostta geleceğine göre daha evvel uborların oyunuyla bir bağlantı olacağı kesin. şimdi; benim tırstığım nokta bu ipne muhafızların ahanda aradığımız adam bu diye beni almaları. konuşmak lazım. ne yapçaz, nereye gitçez. 21-23 arası bana uyar bu arada

View

I'm sorry, but we no longer support this web browser. Please upgrade your browser or install Chrome or Firefox to enjoy the full functionality of this site.